
HASDAL PROTESTO
Zamanı Geldi
Sevgili arkadaşlar,
Ellibeş küçük bebeği soğukkanlılıkla öldürenlere onları unutmadığımızı göstermenin zamanı geldi.
Hasdal İBB Kısırlaştırma Merkezi’ne toplanarak masum canların zalimce alınmasını protesto etmek uzere biz katılın.
Hadi bu günü sonsuza kadar unutulmayacak bir gün yapalım.
Hadi ölüm ve işkenceden zevk alanlara sesimizi duyurup o kana susamış kararları almadan önce bir kere daha düşünmelerini sağlayalım.
Hadi herkese duyuralım ki bu ülkenin sokak hayvanları sahipsiz değildir.
Sahip Çıkalım! onların ailesidir.
Ulusal ve uluslararası medyaya dahil olan arkadaşlarımız katılmaya davetlidir.
Not: Hepimiz belediye barınaklarında süregelen ölüm ve işkenceye olan tavrımızı göstermek üzere siyah giyiyoruz.

MAP HASDAL
The time has come…
Dear Friends,
The time has come to tell those who killed 55 little babies in cold blood that they are not forgotten.
Join us at Hasdal Greater Municipality Neutering Facility to protest the vicious murder of innocent lives.
Let us make this day a day to remember, forever.
Let those who take pleasure in killing and torturing hear our voice and think twice before they make that bloodthirsty decision again.
Let everyone know that the stray animals of our country are not without families.
Let’s Adopt! is their family.
Our members from the national and international press are invited to join us.
Please share this in your Facebook as other platforms. This blog has THREE share buttons. Use them.
PS We are all wearing black to mark our grief in the continuous killing and torture of animals in municipal shelters.
Dünya üstündeki Sahip Çıkalım! üyelerinin lokasyonlarını harita üzerinde belirleme. Bu harita, lojistik ve kordinasyon konularında etkileşim içinde olmamızı sağlayacak.
- Yeniden yuvalandırmalar sırasındaki lojistik
-Belli bir lokasyonda bulunmalarına ihtiyaç duyulan gönüllüler
-Geçici ailelerin kordinasyonu
-Uçuş gönüllülerinin kordinasyonu
-Güvenilir doktorların bulundukları yerler
-İstanbul Barınaklarının bulundukları mevkiler
Lafın kısası…Nerede olduğunuzu bilmeye ihtiyacımız var. Bunu yaparken, elbette kişisel gizliliğinizi koruyun, fakat yine de olabildigince belirleyici olmaya çalışın; bu, sırası geldikçe çok daha verimli çalışmamızı sağlayacak.
Kamuya açık – Herkesle paylaşılabilir. Bu harita, arama sonuçlarında ve kullanıcı profillerinde görünecektir.
Haritaya erişmek için lütfen buraya tıklayın:
http://maps.google.com/maps/ms?ie=UTF8&hl=en&msa=0&msid=104458736908421444920.000477bacbb7543827d94&z=5
Sizi, kendi lokasyonunuzla beraber, güvendiğiniz veterinerlerin mevki ve detaylarını da haritaya girmeye davet ediyorum.
Bu ortak bir çalışma ve ortak bir çaba olacak. Bu ortak kaynağın başarısı (ya da hatası) sadece üyelerimizin katılım oranına bağlı olacaktır.
En iyi dileklerimle,
Viktor
V.larkhill@googlemail.com
—–
Mapping the location of Let’s Adopt! members worldwide. This interactive map will be used for logistical and coordination issues
- Re homing logistics
- Volunteers needed at an special location.
- Coordination of foster homes
- Coordination of flight volunteers.
- Location of trusted veterinary doctors.
- Location of Istanbul Shelters.
In short.. we need to know where you are. Please be as specific as possible whilst keeping the level of privacy you wish, it will help us be more efficient when the time comes.
Public – Shared with everyone. This map will be published in search results and user profiles.
To access the map pls click here:
I would like to encourage you to ad your location as well as the location and details of those vets you trust.
This will be a collaborative effort. The success (or failure) of this common resource will depend exclusively on the degree of input of our members.
All the best
Viktor
v.larkhill@googlemail.com

Racist Brain
Yeni salgın: Hayvanlar üzerinden ırkçılık!
Kimi zaman insanlar soruyor: Sana göre bu ülkenin en büyük sorunu ne?
Türkiye muhteşem bir yer. Her yerden zekâ, enerji ve gençlik dolup taşıyor. Son derece konuk sever harika insanlar. Burada olduğum için gerçekten çok mutluyum.
Yine de toplumdaki en endişe verici olgunun, bence, hangisi olduğunu söylemem gerekirse cevabım açık: Aşırı-milliyetçilik.
Aşırı-milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı (ksenofobi) bu topraklarda doğmadı. Bu kavram insanoğlu kadar eski. Aşırı-milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı, ilkel toplumlarda, toplumu işgalci yabancılardan korumak amacıyla oluştu/oluşturuldu (söyleniyor ya da tahmin ediliyor). Ancak sorun şu ki, bu kavram pratikte hiçbir zaman yürümedi. Toplumu güçlendirmesi gerekirken onu zayıflattı. Zayıflattı çünkü tanımı, toplumu oluşturan insanları kısıtlıyordu. Sonuçta aşırı-milliyetçi bu düşman görüşü benimseyen kişiler, toplumun en alt kademesinde, “öteki”ne karşı her daim bir nefret (ve korku) besleyerek marjinal bireyler olarak yaşamayı seçtiler. Ve yalnız ve yalnız kendi bakış açıları paylaşan kişilerle iletişim kurabildiler.
Aşırı-milliyetçilik bu ülkeye has bir olgu olmasa da, benim gördüğüm kadarıyla, yalnızca Türkiye ve Yunanistan’da var olan bir kavram var: “Yabancı düşmanı-ırkçı hayvan sever”
Türkiye’deki hayvan severlerden bir kısmının nasıl olup da böyle bir delilik seviyesine inebildiği beni aşıyor. Üzücü olan nokta şu ki, böyle bir kesim var. Nasıl olur da zavallı ve acı çeken bir sokak köpeğini aşırı-milliyetçi bir sembole dönüştürebilirsiniz?.. Gerçek ve tek amacı hayvan kurtarmak olan bir eğilimi/hareketi nasıl olur da hayvan ölülerinin başında aşırı-milliyetçi ağıtlar yakılan bir gösteriye dönüştürürsünüz?.. Bunlar beni kat be kat aşıyor.
Türkiye’deki “hayvan hareketi”nin arkasındaki karanlık sır işte bu. Sayıları hiç de azımsanamayacak rakamları bulan bu kişiler, içlerinde en ufak bir sevgi kırıntısı ya da yaşam hakkına saygı barındırmadan, yalnızca toplumda bir yer edinebilmek, bir “kesim”e ait olabilmek adına bu yola giriyorlar. Hayvanlara yardım etmek isteyenlerin büyük çoğunluğu, sevecen ve her zaman yardıma hazır harika insanlarla tanışıyor. Ancak birkaç talihsiz kişi, yanlış yola sapıp yanlış gruplarda kayboluyor: Bu gruplar nefret ve “öteki”ne duyulan korkuyla hareket ediyor. Öyle ki kendi kendine yetemeyen bu kişiler, aralarında canavar yabancıların Türk hayvanları üzerinden çıkar sağlamaları ve sokak köpeklerini Çin lokantalarına satmaları vs gibi komplo teorileri bile üretiyorlar. Bir komplo kuramcısının hayal gücü sınır tanımaz…
Bu hastalığın tedavisi yok. Ancak öyle görünüyor ki hastalık, aileleri tarafından kalıtsal olarak beyinlerine kazınan birkaç kişiden öteye de gitmiyor. Sorun şu ki, buradaki problem yalnızca genetik değil. Birkaç kişiyle sınırlı kalabilecek olan bu hastalık, Internet aracılığıyla bulaşıcı ve yaygın bir hal alıyor.
Yukarıda okuduğunuz yazının hiçbir bilimsel dayanağı yok. Tek kaynağı, yaklaşık yedi yıldır bu ülkede yaşamanın ve başta ve özellikle hayvanların refahı olmak üzere tüm ülke sorunlarını yakından takip etmemin bana öğrettikleri. Tam altı yıldır bu hasta beyinlerin içi boş saçma sapan komplo teorilerini dinliyorum. Kim olduklarını açıklamak isterdim ancak o kadar kalabalıklar ki!..
Sahip Çıkalım!.. ile neden bu kadar övündüğümü, gurur duyduğumu biliyor musunuz? Hepinizle gurur duyuyorum… Öncelikle kurtardığınız hayvanlar ve harika hikâyeleri ve ikinci olarak da toplumda geldiğimiz nokta için… Ancak gururumun en önemli ve ana nedeni, bu grubun beni sizler gibi insanlarla buluşturması ve her gün hayat kurtarıyor olmamız. Yalnız hayvan hayatından söz etmiyorum burada. Aynı zamanda, milliyeti bir “kriter” olarak görmeyen hayvan sahiplerini, Sahip Çıkalım!.. aracılığıyla, en büyük desteği alacağı hayvan dostlarıyla bir araya getiriyoruz. Sizler gibi insanlar…
İşte bu yüzden, Sahip Çıkalım!..’ın bugün dünyanın her köşesinden üyesi var. Sekiz ayrı ülkede aktif olarak hayat kurtarıyoruz (Sahip Çıkalım!.. Fransa dün kuruldu.) Türk-temelli hiçbir grup bu başarıya ulaşamadı ya da bu kadar kalabalık bir deha ve gönül grubu oluşturamadı.
İşte bu yüzden Sahip Çıkalım!..’ı seviyorum.
Lütfen yorum ve fikirlerinizi çekinmeden yazın.
Viktor Larkhill
——–

Hrant Dink, killed by nationalisms
A new disease: Animal nationalism!
Sometimes people ask me: What do you see as the biggest problem of this country?
Turkey is a wonderful place, filled to the brim with bright, energetic, young things. Wonderful hospitable people. I truly love it here.
Still, when people ask me which one is, to me, the most worrying aspect of this society my answer is clear: ultra-nationalism.
Ultra-nationalism and xenophobia was not invented here, it is something as old as human beings. It developed in the early societies as a way to protect the group against invaders (supposedly or imaginary). The problem is, it never worked. Instead of making societies stronger it weakened them as by definition this attitude limits those who endorse it. As a result, those who sponsor ultra-nationalistic tend to live in the lowest echelons of society, marginalized individuals living in hate (and fear) of the outsider, and only being able to communicate with those who harbor their same views.
Whilst ultra-nationalism is not exclusive of this country, there is a movement which, to my knowledge, is exclusive of Turkey and Greece, and that is the “racist-xenophobic animal lover”.
How did a number of animal lovers in this country descended into such madness is beyond me. The sad fact is, they did. How can you turn an poor and suffering stray dog into an ultra-nationalistic symbol? How can twist the essence of the animal rescue movement to a point where around the dying corpses of animals you manage to scream ultra nationalist anthems is completely beyond me.
This is the dark secret of the turkish animal welfare movement. A great number of those who go into this cause do so no guided by love and respect for living creatures, but as a way to fit into society, to find their way into a group of people. The vast majority of those who reach out will find wonderful compassionate people, always willing to help, but a few unlucky ones will fall into the wrong groups, groups motivated by hate and fear of the foreigner, where a bunch of inadequate individuals exchange conspiracy theories about evil foreigners using Turkish animals for their own gain, selling stray dogs to Chinese restaurants, etc.. etc.. etc.. the imagination of a conspiracy theorist is endless…
There is no cure to this ill, as it seems to be a condition genetically engraved in the diminished brains of a few. The problem is, it is not only genetic, thanks to the internet, it has turned contagious, infectious.
What you have read is by no means supported by scientific evidence, it is merely the outcome of close to seven years of living and breathing the problems of this country, and in particular the issues related to animal welfare. Six years of listening to the mad ramblings of sick people and their conspiracy theories. I would love to give names, but there are so many of them…
You know why I am so proud of Let’s Adopt!? I’m proud of you all not only because of the amazing success stories, the animals saved, the influence we have achieved in this society, the main reason why I am so proud of this group has enabled me to find people like you, and because every day we are saving lives, not only animal lives, but the lives of those animal lovers who, through us, find a great support group of people for whom nationality doesn’t matter. People like you.
And this is why, today, Let’s Adopt! has members all over the world and officially operates in 8 countries (we launched Let’s Adopt (France) yesterday. No turkish-based animal group has achieved this feat, no turkish group has gathered such brilliant group of minds and hearts.
This is why I love Let’s Adopt!.
Feel free to leave a comment HERE
Viktor Larkhill

Meral Olcay
Dün Parvo’yla savaşan Şarap’ın hikayesini yayınladığımız mesaj yorumlara boğuldu.
Bugün, Yedikule Barınağı yöneticisi Meral Olcay’ın aşağıdaki bildiriyi yayınladı. Bu cevabı saygıyla, ve adaletli eleştiri ve manlayışlılık adına yayınlıyoruz. (Yorumlarım mesajın altında.)
Meral Olcay
29. Ekim 2009şarap ve nice şarapların hikayesi Şarap dedim çünki facebook da gene aynı xx grup daha önce plaka hakkında yazılan yazı yorumlarla yargısız gibi yargısız infaz yapmıştı. Şarap la ilgili bu grupda haber yapıldığını bilmiyordum,zamanım yokki site site dolaşıp bakayım..
Üstelik 6 saatte 52 yorum yapılmış.Tesadüf bir arkadaş vasıtası ile bu grupta yazılmış olan şarap ın hikayesinden haberdar oldum , okudum ve yorumlarıda gördüm.
Ben facebook a çok anne geldi, bebek geldi süt bisküvi ihtiyacı var diye yazdığım yazıma hiç yorum ,cevap alamamışken, şarap hikayesinin reytingi fazla oldu sanırım bu kadar yorum aldı..
En kolay şey zaten pc başında eleştirmek,tek taraflı yazıp yargısız infaz yapmak oluyor, elini taşın altına koymak değil..
Gelelim şarabın hikayesine.
Şarap barınağımıza 2 gün önce gelmiş sokakdan bulunmuş 1AYLIK ancak bir yavru idi.. Yazıldığı gibi 1.5 AYLIK değil(1.5 aylık olsa idi hemen aşı proğramına girerdi). Efe bey ve arkadaşı Gonca hn barınağımız geldi ilk görüşmemizi yaptık, görüşme sırasında yedikuleye gelmeden önce üsküdar ve ümraniye barınaklarına gittiklerini,çok iyi karşılanmadıklarını ümraniyede aradıklarını bulamadıklarını ,üsküdar barınağında da içeri bile alınmadıklarını söylediler..Bunun üzerine o kadar uzak yoldan sizi araştırdığımız için yedikuleye geldik dediler,ve yedikulede bir muhatap bulduklarından dolayı sevindiklerini belirttiler..
Öğrenci olmalarından dolayı köpek bakmanın büyük sorumluluk gerektirdiğini, hayatlarının daha başlangıcında olan insanlar için çok iyi düşünmelerini söyledim..
Geri dönüşü olmadığını ve en az 15 sene yaşayacak bu canlıyı almaya karar veriyorsunuz iyi düşünün dedim.
Gonca hn biz bunun bilincindeyiz ,sorumluluk sahibiyiz istiyoruz dediler..
Gerekli başvuru ve evraklar için perşembe günü geleceklerini bildirdiler..Çok istekli olduklarından perşembe yerine çarşamba günü arayıp geldiler..
Ben kendileri için en uygun köpeğin yavru olabilecegini , yeni gelen yavruların hemen ortama uyum sağlayabileciğini belirttim.
2 gün önce sokakda bulunan yavruyu ,özel bölümden kucakda getirdik ..
Özel bölüm diyorum ,çünki gönüllü hizmet veren bir barınakda hayvan sağlığı çok önemlidir, Şarap sadece yavruların olduğu bölümde idi ve o bölüm her gün dezenfektan yapılıyordu..
Bebeği çok beğendiler ,zaten çok hareketli idi ,hemen kucakta efe bey ve gonca hn ı yalamaya başladı..
Gayet sağlıklı görünümü vardı ,burnu ıslakdı ,kendilerine uyarıda bulunduk yavru oldugu için henüz aşı olma durumu söz konusu değil çünki 1.5 aylık olmadan aşı olamaz ,ancak 15 gün sonra aşıları başlayacak o nedenle dikkatli olun ,yıkamayın dışarı gezmeye çıkarmayın şeklinde…
Ayrıca hemen konserve mama açıp bebeğe yemesi için verdim ,anında yedi,sağlıklı hayvan yemeği iştahla yer sağlıksız hayvan yemez dedim..
Yani düşünün 2000 kusur köpekle uğraşıyoruz ve sahiplenmek için gelen kişilerle de bu kadar detaylı görüşme yapıyoruz . Bizi devamlı arayabilirsiniz bir sorun oldugunda diye de belirttim..
Veteriner hekimimiz tel nolarına kadar verdi..
Şimdi düşünmenizi istiyorum bir barınak var ,köpek almak için gittiğinizde sizi hiç araştırmadan alın gidin hangisini beğenirseniz deniyor , bir barınak var çocuk verir gibi sizi araştırıyor ama bu bile göstermelik deniyor (efe bey ve gonca hn tarafından) demekki ben al git deseydim benimle bu kadar uğraşmayacaklardı ,hesap soramıyacaklardı..
Yedikule
Ertesi gün vet hekimimizi aramış ishal olduğunu söylemiş vet hekimimiz ,getirin bakalım demiş ,başka ne demeliydi sizce, barınakda onlarca hayvanla ilgilenirken ,sahiplendirdiğimiz köpeğin evine gidip mi müdahale etmesi gerekirdi..
Sahiplenme formunda diyoruz ki köpeğiniz hastalanırsa veterinere götürmeyi kabul ediyormusunuz ?evet cevabı vermiş efe bey!! yani kabul etmiş buna rağmen hesap sormak haksızlık..
Devam ediyorum efe bey akşam saat 20.30 gibi geç saat te beni aradı ben hala barınaktayım eve gidememişim bebeklerle ilgileniyorum bir ilaç bulmanızı istiyorum dedi ,söylediği ilaç piyasa zor bulunan bir ilaçdı,müadil ilaç olabilir mi onları bulabilirim dedim ve ardından.. şarabı barınağa getirin ,bizim çalıştığımız tam teşekküllü kliniğe gönderelim bakalım dedim..
Web sitemizde onlarca hastayı tam teşekküllü klinikde tedavi olup iyileştirdiğimizin fotoğraflarla ispatı var..Tabii kötü niyet olunca yargısız infaz çok kolay oluyor..
Hayır biz veterinerimizden memnunuz dedi..Akşam saat 9.30 a yaklaşıyordu tekrar aradım aklım şarap da kalmıştı,nasıl dedim yatıyor başında bekliyoruz dedi ..
Kendisine yarım saate yakın anlattım pet shopdan satın aldığınız bebekde bile bu tür riskler olabilir..
Siz bize araştırma yapıp geldiğinizi söylediniz ,aşısı başlanmamış henüz sokakdan gelmiş bebek köpeklerde her zaman risk vardır, Gonca hn da köpek sahibi olduğunu görüşmemizde söylemişti….(Tecrübeli olması gerekir diye düşündüm).
Barınaklarda sokaklardan gelen yavru bebeklerin yaşam ihtimali zayıftır..
Biz yedikule olarak bebekleri ayrı bölümde tutuyoruz ve ilk olarak eger iç ve dış parazitin zamanı gelmişse yapıyoruz ,özel gıdalarla besliyoruz ki yaşasınlar diye..
Bu kadar gönülden ilgi ve alakaya karşı, şarapla ilgili yazılan yorumlardaki haksız eleştiriler hiç de hoş değil.. Şunu bilmenizi isterim, insan bir yeri, kişiyi eleştirecekse önce bilgi sahibi olmalı ve tek taraflı dinlememeli ..
Efe bey sabah veterine gidip bizi aratacağını söyledi ve o gün hiç ses çıkmadı.. Ben bir sürü trafik kazası hasta gelmişken, annesiz bebekler akınına uğramışken, her gün onlarca köpek bırakmak için başvuran telefonlarla boğuşurken, köpeğini terk edecek kişileri, bırakmayın yazıktır diye ikna etmeye çabalarken o yoğunlukda , sadece şarap ı düşünecek halde olamazdımm, çünki geride 2000 kusur şarap var beni bekleyen, yardıma ihtiyacı olan..
Bir şarap için uğraşmaları doğal artık onların köpeği..Canım kadar seviyorum diyor efe bey daha 24 saat olmadan aldığı köpeği,
BEN 12 SENEDİR EMEK VERİYORUM NİCE ŞARAPLARA
demekki bu kadar çabuk bağlanabiliyor insan köpeğine.
Geçtiğimiz haftalarda Sahip Çıkalım! Türkiye’de barınak reformu hakkında 3 yazı yayınladı. Yayına hazır 2 yazımız daha var. Meral
Olcay ve diğer barınak yöneticileri ile barınak yönetimindeki idarecilerin bunları okumasını önemle tavsiye ediyoruz. Makaleler aşağıdaki linklerde bulunabilir.
TÜRKİYE’DEKİ BARINAK SİSTEMİ 1
TÜRKİYE’DEKİ BARINAK SİSTEMİ 2
TÜRKİYE’DEKİ BARINAK SİSTEMİ 3
Eğer bu konu sizi ilgilendiriyor, etkiliyorsa bu mesajın altına yorumlarınızı yazmayı ihmal etmeyin.
V. Larkhill
v.larkhill@googlemail.com

Şarap
Biz Şarap’ı geçen hafta çarşamba günü Yedikule Hayvan Barınağından aldık. İlk gittiğimizde internet sitesinde formu doldurmamızı, daha sonra gelmemizi istediler. Gittik, istenilen formu, evin fotoğraflarını gönderdik. Birçok maddesi olan ( Hayvan kötü bakıldığında el konup geri alınır, yılda 2 kez barınaktan seçeceğimiz bir dost köpeğe yardım etmemiz gerektiği, herhangi bir durumda önce barınağa gitmemiz gerektiği, bunları yapmadığımız takdirde, köpeğimizi geri alma hakları olduğu ve dava açma hakları olduğu gibi.. oldukça göz korkutucu, ama özendirici hiçbir niteliği bulunmayan) bir belgeyi imzaladık. Üstelik bu kadar hevesle almak istediğimiz yavru için oldukça sıkı bir mülakattan geçirildik. Ben sandım ki, bu kadar dikkat edilerek, çok zor verilen yavrular, aynı şekilde takip ediliyordur.
Şarap’ı aldığımız gün, ordaki veteriner! bize ilk gün ishal olabileceğini söyledi. Şarap’ı eve getirdikten 1 saat sonra ishali başladı. Ve 1 gün boyunca hiç geçmedi.Ertesi gün Şarap kustu. Oldukça telaşlandık. Çünkü ona çok iyi baktık. Hiçbir şeyi yadırgamadı, oynadık, uyuttuk, taradık, yemeğini yedi severek. Ancak yine de sabah olduğunda keyfi kaçmıştı. Meral Hanım, ( bize köpeği veren Barınak
yönetiminin başındaki hanım) bize herhangi bir sorun olduğunda aramamızı söylediği barınak veterinerini aradık. Bize tek söylediği ”

Şarap
Hıı, hastalandı demekki. Getirin, bakalım. ” Bu kadar! Herhangi bir uyarı, ne olabileceğine dair bir bilgi, ya da herhangi bir öneri yok. Biz Anadolu Hisarındayız. Yani Yedikule’ye gitmemiz sabah trafiğinde en az 1 saat sürüyor. Ki, Şarap’ın hali bile yok gözünü açmaya. Bu ilgisizlik karşısında ben kendi özel veterinerime götürdüm Şarap’ı.
İyiki de öyle yapmışım. Hemen antibiyotik tedavisine başlandı. ( Bu arada sadece ishaldi, ve birkaç kez kusmuştu.Başka hiçbir şeyi yoktu). Günde 2 kez veterinere gidiyorduk.
Ertesi sabah, ateşi 40′a çıktı, hemen veterinere gittik, serum takıldı. Veteriner hekimimiz, bize, Şarap’ın durumunun ağırlaştığını, kanlı ishal olmasından endişe ettiği için gözetim altında tutmak istediğini söyledi. Zaten biz de bu hastalıktan endişelendiğimiz için ilk günden itibaren tedavisine başlamıştık.
O gün serumu devam ederken, altına kaçırmaya başladı. Ve 1 saat kadar sonra jel gibi bir dışkı ve kan parçaları gelmeye başladı. O an beynimden vurulmuşa döndüm, ellerimle beslediğim köpeğim, 1 günde 300 gram verdi. zaten 1 kilo 700 gram bir köpekten bahsediyorum. Ne kadar ciddi bir oran olduğunu anlayabilirsiniz. Kanlı ishal olduğu kesinleşince, ilaç tedavisini ona göre devam ettirdi veterinerimimiz. Ancak bize yaşamasının zor olduğunu, biz onu barınaktan almamış olsaydınız, bugün asla uyanamazdı dedi.Ve parvolglob isimli bir ilaç gerektiğini, bulamamamız halinde yaşama şansının %50 olduğunu söyledi.

Şarap
Tam 24 saat boyunca, hiç uyumadan, gözümüzü kırpmadan, 10-12 arkadaş ilacı aradık. Ecza depoları, internet siteleri, paylaşım siteleri, veterinlerler, klinikler, hatta yurtdışındaki ilaç şirketleri.
Görüşmediğimiz yer kalmadı. Ancak sonuç , ne yazıkki olumsuzdu. Bir arkadaşım Viktor’a anlatmış durumu, sabaha karşı 2 buçuk gibi arkadaşım beni aradı ve ilacı bize verebilceklerini söylediğinde sevinçten saatlerce ağladım.
Ama önce şunu söylemek istiyorum devamını yazmadan önce, bu ilaca ihtiyaç olduğunu öğrendiğimde, Efe ( erkek arkadaşım , Şarap her ikimizinde köpeği ) , Meral Hanım’ı aradı, ve durumu anlattı. Ancak hiç beklemediğimiz bir tepkiyle karşılaştık. Efe’ye söylediği şey, bu hayvanın bu mikrobu barınakta kapmış olsa dahi, hastalığın kuluçka döneminde olabileceğini ve farketmemiş olduklarını söyledi. Gerçekten böyle de olabilir. Buraya kadar sözüm yok. Ancak, ben Şarap’ı alırken, Gençlik hastalığı olup olmadığını sorduğumda, yok demişlerdi. Ve ishal olabilir panik yapmayın demişlerdi. Üstelik daha ertesi sabah, veterinerini aradığımız halde, bize sadece hastalanmıştır gibi basit ve önemsiz bir cevap vermekten öteye gitmemişti. Ancak Meral Hanımın Efe’ye cevabı ve savunması nedir sizce ? ” Kız arkadaşınız daha önce köpek beslediği için ben ona güvendim biliyordur die söylemedim. ”

Şarap
Ben, senelerdir çeşitli köpekler baktım. Kangallarımda oldu, Alman kurdumda, Şu anda da çok sağlıklı 3 yaşında bir Golden oğlum var.
Tabii ki bu kadar küçük ve barınaktan alınmış bir yavrunun hangi riskleri taşıdığını biliyorum. Zaten bu kadar bilgim olmasaydı,
onların savunduğu gibi , ishal olabilirmiş önemsiz deyip otursaydım, şu anda Şarap yaşıyor olacak mıydı ??
Biz günlerdir uyumuyoruz. Yemek en son ne zaman yedim hatırlamıyorum. Ama hiç şikayetim yok. Ben bir dakika bile umudumu kaybetmedim. Şarap’a onun iyileşeceğini bana güvenmesini söyledim hep. O da bizi haksız çıkarmadı, direndi. Hatta ben yemek yemesini istiyorum diye kendini zorlayıp yemeye çalıştı. O bizden bile güçlü çıktı, ,iyiki.

Şarap
Benim bebeğim, Türkiye’deki belki binlerce parvo hastalığına yakalanmış, ve kurtulmuş sayısı çok az köpekten birisi. Ben, ve Şarap
şanslıymışsız ki, sizin gibi insanlarla karşılaştık. Bize her konuda maddi, manevi destek veren veteriner hekimimiz Fikriye Hanım, ve
Viktor Larkhill olmasaydı, şu anda yaşıyor olmayacaktı, maalesef.
Bu hastalığın tek sebebi, zamanında aşılanmamış olması. Ve / Veya, bu hastalığı taşıyan köpeklerle aynı yerde kalmış olması. İlacın
Türkiye’de satışının belli insanların tekelinde olması ve bulunamaması ayrı bir konu. onun için sayfalarca yazı yazmak gerek. Benim
anlamadığım tek şey, biz günlerce sorguya çekilir gibi kendimizi anlattık, ikna etmeye çalıştık ona iyi bakacağımıza. Formlar
doldurduk, geri alınabilir gibi bir maddenin bile altına imza attık.
Neden? Barınaktan alalım, ordaki bir yavruya yardım edelim diye. Ama biz gözümüz gibi baktığımız bebeğimizi kaybetseydik, bize söylendiği gibi onlar da yavrumuza iyi bakmamış oldukları için dava açma hakkına sahip olabilecek miydik ? Hayır!
Burda bir adaletsizlik var. Ben, ve erkek arkadaşım Efe, öğrenciyiz. 1 haftadı günde 6 saat tedavi altında, 1buçuk aylık bir köpeğin, nasıl büyük bir maliyete sebep olduğunu tahmin edebilirsiniz. Çünkü durumu kritikti ve özel bakıma ihtiyacı vardı. Biz öğrenci olmamıza rağmen, ona bu hayatta bakılabilecek en iyi şeklide baktık. Veterinerde tedavi görürken bile insanlar inanamayarak baktılar bize. Şimdi sormak istiyorum, biz elektrık faturamızla ikametgahımızı kanıtladık, altına imza attığımız belgeyle iyi bakacağıma söz verdik, canımızı dişimize taktık, işe, okula gidemedik. Herşey bir yana, çok korktuk. Şanslıyız ki, kurtardık. Ama ya olmasaydı ?
Şimdi, siz köpeklere gerçekten iyi baktığınızı kanıtlayabilir misiniz ?? Gerçek gönüllüler, bir barınak adı altında gönüllü olanlar değil illa.

Sarap
Ben GÖNÜLLÜYÜM. bebeğime gönlümle baktım, bakmaya da devam edicem. Gönüllü olmak ne o kağıt üstündeki imzayla, ne de barınak yöneticisi olmakla olmuyor. Keşke Gönüllü olsaydınız!
Ne ilaç bulmamıza yardım ettiler, ne de tekrar arayıp durumu nedir diye sorma zahmetine girdiler.
Bugün, Şarap oldukça iyi. Dün gece yemek yedi. Hiç kusmuyor. İshali düzeldi. Artık kendine geliyor, hayati tehlikeyi atlattı. Bunun için hayatım boyunca minnettar olucam, destek olan herkese, ve en çok size. Son sözüm şudur; bu acıyı yaşamış bir insan olarak, hiçbir barınak ve ya kişiyi suçlamadığımı, ancak sistemin yanlış işlediğini söylemek istiyorum. Gönüllü olmak yalnızca sevmekle olmuyor. İlgi, bakım, özen de gerektiriyor. bu örnek sizi barınaklardaki köpeklerden uzaklaştırmasın, tam tersine daha çok sahip çıkın! o barınaklara bu kadar büyük sorumluluklar vermeye bile gerek kalmayacak günlerin gelmesini umut ediyorum. O gün gelene kadar, bir barınak gezin, gerçek gönüllülere destek olun, hayvanlara yardım edin. Hayat kurtarmak bizim elimizde.

Sarap
Ancak yanlışı düzeltmemek, söylememek, en az yanlışı yapanlar kadar suç. bu yazımın sebebi, budur. Ben, doğru olanı yazmakla yükümlü hissediyorum kendimi. Başka bir Şarap hastalanmasın, ölümden dönmesin diye.
Ve siz bir tek nefes daha alsın diye köpeğinizin gözlerinin içine bakarken, onlar arayıp ” o bizim de köpeğimiz ” dediklerinde, bunun sadece boş bir laf olduğunu görmemk için.
Gönüllü olan, gönlüyle seven herkese teşekkür ediyorum.
Gonca Gökçek
Yaşadığınız “barınak” hikayelerini bizimle paylaşın, barınak cehennemine beraberce çozüm bulalım.
v.larkhill@googlemail.com

Sarikiz
Shelter reform in Turkey… 3.
This is a continuation of part 1 and part 2
3. It is time for Shelters in Turkey must put together proper adoption programs.
Adoptions are vital to the running of a shelter in a country where No-Kill is Law. Shelter managers should spend as much effort if not more, in trying to find good homes for the animals that they do in running the daily chores of the shelter.
If every dog and animal that dies in a loving home was replaced by a dog adopted from a shelter, adoption could give a massive blow to all those backyard breeders and Petshops doing business by breeding and selling dogs.
In North America studies show people get their dogs from shelters only 15% of the time for dogs, and less than 10% of the time for cats.
Not surprisingly there are no statistics of adoptions in Turkey but I would go as far as venturing that the adoption rate is less than 5% for dogs (if lucky) and not even 1% for cats. A real joke, and a failure of the system.
If shelter managers made as much of an effort at educating the population about adoption as they do in engaging in silly and hysterical cat fights, they could increase the number of homes available and create space in their overcrowded shelters, thus increasing the quality of life of the dogs unlucky enough to find themselves there.
Based on our experience the number of animal lovers in Turkey is far bigger than most people assume, and it is growing. But as more and more people are becoming interested in owning an animal, very few of those receives any kind of education about the situation of animals in this country.
It is time for shelter managers to put a real effort in improving their adoption programs.. and to make the process as logical and efficient as possible. It is absolutely idiotic for a shelter like Atasehir, where thousands of animals are wasting their lives in chains and suffering constant mistreatment by lazy and unmotivated municipal employees, to have an adoption schedule of two hours a day: between 13 hrs and 15 hrs. If you are seriously trying to find homes for those animals you should be working on it 24 hours a day, seven days a week, you should have proper websites, Facebook Groups, one of you should be in charge of answering emails on a constant basis, another one should be learning how to blog, to use Twitter, to create a network to find homes for your animals.
A special effort should be made to rehome handicapped animals, and when a suitable home cannot be found in Turkey you should be humble enough to seek help of rescue groups overseas.
It is dramatic to watch the collection of three legged dogs and blind dogs in Turkish shelters.
Instead, the adoption programs of the vast majority of Turkish shelters is, as of today, a ridiculous joke… and in the end the ones that pay the price are the animals.
Shelter managers, shelter volunteers, it is time to sit down and create a new strategy because the one you have right now is simply not working. Look around you, thousands of dogs in chains. The situation is dramatic, tragic, embarrassing, and even more so when most of you would never consider adopting one of those animals and focus your attention on golden retrievers. Those dogs should be in homes. It is your obligation to find a good home for each one of those animals. If you are not up to the task then you may as well pack up your stuff and go home.
Viktor Larkhill
v.larkhill@googlemail.com

Chains
Yapmaya değer her şey imkânsız gözükür…
Yapmaya değer her şey imkânsız gözükür… Ama başkalarına…
Sahip Çıkalım! Türkiye’deki “hayvan refahı” konusunu yeniden ele alıyor, baştan yaratıyor. Bu işi üstlendik çünkü kabul etmeliyiz ki, Türkiye’de hayvanların refahından sorumlu olan kesim, yönünü ve amacını kaybetmiş durumda.
Sizi, çevrenizdeki nesneleri yeniden şekillendirmeye, değiştirmeye davet ediyoruz. Hiçbir şey şu anda olduğu şekilde olmak zorunda değil. Korktuğunuz ya da başarıp başaramayacağınızdan emin olmadığınız için bir adım atmazsanız, atmıyorsanız, bu ülkenin hayvanlarının sonu ne olur?..
Birlikte yapabileceklerimizin bir sınırı yok. Peki, ya birlik olmazsak?.. O zaman hayatınızın geri kalanını öldürülen, katledilen hayvanların(ızın) arkasından ağlayarak ya da hayvan severliklerini yitirip bakmakla yükümlü oldukları köpekleri toplama kampı gardiyanları gibi ezen kişilerce yönetilen rezil bir barınaktan diğerine giderek geçirirsiniz.

Chains
Bir gün, bütün bu barınaklar geçmişte kalacak. Bir gün, yakın bir gelecekte, bütün bu “hayvan severler” -köpekleri hayattan koparıp zincire vuran, yüzlercesini bir odaya hapsedip hastalıktan öldüren ve/veya “doğal ayıklanma/seleksiyon” adı altında hayvanları ormana yani açlığa ve ölüme terk eden bu hayvan severler- kendilerine bakıp şöyle diyecekler:
BİZ ne yaptık?..
Ne düşünüyorduk?..
Eğer Türkçe biliyorsanız, geçen hafta sonu Sabah gazetesinde yer alan, Sahip Çıkalım! ile ilgili makaleyi okumanızı öneririm.
Buraya tıklayın
Kendinizi ve çevrenizdekileri eğitin. Fikirlerinizi yayın. Bize katılın.

Viktor Larkhill
v.larkhill@googlemail.com
—–

Shelters in Turkey
Everything worth doing seems impossible
Everything worth doing seems impossible. To other people….
Let’s Adopt! is reinventing animal welfare in Turkey. We took up this mission upon ourselves because, let’s face it, the animal welfare community has lost direction.
We invite you to re-image, to change things around you. Things dont have to be the way they are. If you dont start something because you are afraid or because you dont know if its going to work what will be of the animals of this country?

"Animal Lovers" .. Chained animals.
There are no limits to what, together, we can do. What is the alternative? Spending the rest of your life crying at seeing your animals killed, or going from one shitty shelter to another one, all of them run by animal lovers who, simply, lost their way and became guards in massive concentration camps for dogs.
One day, all those shelters will be a thing of the past. One day, not too far away, all those “animal lovers” who did nothing but chaining dogs from life, or dump them in a room with hundreds of others to die of disease, or to dump them in the forest to survive (or die) according to “natural selection”, one day all those “animal lovers” will look at themselves in shame and think:
What did WE do?
What were WE thinking?
If you read Turkish I invite you to read this great article about Let’s Adopt! published in Sabah last weekend…
Educate yourself and educate those around you. Spread our ideas. Join our movement.

Viktor Larkhill
v.larkhill@googlemail.com

Paris Before
Sevgili Dostlar,
Sahip Çıkalım! son iki senedir, bitmez tükenmez bir gayretle üyelerini hayvan sahiplenme, kısırlaştırma ve hayvanlarla ilgili diğer konularda eğitmeye çalıştı.
Son iki senedir, hem Türkiye’de hem de yurt dışında, daha önce örneği görülmemiş, eşi benzeri olmayan bir bağlantılar ağı, her sorunu çözecek ilişkiler kurmaktayız. Bu süreç içinde, üyelerimizin inancı ve güvenini kazandık.
Ancak yine de başaramadığımız hissine kapılıyoruz.
İnsanlara en can alıcı kısmı anlatmayı başaramadık: SORUMLULUK

Paris after
Başarısızlık riskini minimuma indirebilmek için Türkiye’de var olan en ağır sahiplenme kurallarını getirdik: Sahip Çıkalım! evinizde bir hayvan beslemediğiniz takdirde size bir başkasını vermeyecek. Sahip Çıkalım! hiçbir hayvanı bahçede ya da fabrika türü bir yerde bakılmak üzere sahiplendirmeyecek. Bu kurallar bizler için son derece iyi işlese de aslında kurtarabileceğimiz hayvan sayısını kısıtladı. Ancak bu kısıtlamaya rağmen, neredeyse % 100’e yakın bir başarı oranını da garantiledi.
Sorunlar beklentilerle başladı. Gerçek şu ki, son derece sert olan söylemimizin altında, aslında bizler oldukça yumuşak kalpli insanlarız ve bu nedenle, daha koyduğumuz ilk kural üzerinden beklentiye girdik… Hayvan sahiplenmek istediği sırada evinde herhangi bir hayvan beslemeyen “hayvan sever”lerin sözlerine inandık, bu insanların ne hayvanları ne de bizleri hayal kırıklığına uğratmayacaklarını düşündük.

Simba before, just arrived to Istanbul
Bu tür sahiplendirmelerin çoğu başarısızlıkla sonuçlandı… Yaşanan ekonomik kriz zaten zor olan yaşam koşullarını daha da zorlaştırdı ve bugün, hayvanları sahiplenirken “sonsuz bir sevgi ile sevecekleri” sözünü veren kişiler, bu hayvanları tekrar bizlerin sırtına yüklüyorlar. Hem de eşi benzeri görülmemiş bir oran ve hızla…
Bütün bunlar nedeniyle birtakım tedbirler almak zorunda kaldık:
1. Sahip Çıkalım! bir daha ASLA “bir hayvan kuralı” konusunda istisna yapmayacak. İnsanlar hayvanı ne kadar isterse istesin, ne kadar söz verirse versin, bir daha asla istisnalar olmayacak.
2. Sahip Çıkalım!, bugün itibariyle, yeni vakalar almayı kesmiştir. Şu anda bakımını üstlendiğimiz hayvanları sahiplendirmek için elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Ancak hiçbir yeni hayvan alınmayacak.
3. Sahip Çıkalım! sahiplendirmeye devam edecek ancak bütün kaynak ve gayretini yurt dışındaki ortak ağını geliştirmek/güçlendirmek ve hayvanları sahiplendirme başarımızın en basit ifadesiyle % 100 olduğu yurt dışında yuvalandırmaya odaklayacak.
Dolayısıyla, bugünden itibaren, yerel olarak sahiplendirme konusundaki yardım taleplerinizi yanıtlayamayacağız. Eğer içinizden biri, bir hayvan sahiplenmek isterse, lütfen bizi arayın. Sizin uygun bir sahip olacağınıza inanırsak, size yardıma muhtaç bir hayvan buluruz ancak son köpeğimizi de sahiplendirdikten sonra, bir daha yerel yuva arayışına girmeyeceğiz.

Simba, adopted in Seattle
Bu, Sahip Çıkalım!’ın yuva arayışına son verdiği anlamına gelmiyor. Tam aksine, sahiplendirmeye devam edeceğiz, ancak çok daha seçici bir biçimde… En çaresiz vakaları tek tek seçeceğiz: Sakat köpekler, üç bacaklı hayvanları, körler… Bu hayvanları özenle seçecek ve onları yurt dışında sahiplendireceğiz. Bütün bunları hiçbir masraftan kaçınmadan yapacağız. Umuyoruz ki, bir gün Türkiye’de yaşayan hayvan severler ne yapmaya çalıştığımızı anlayacak ve adlarına yakışır bir şekilde davranacak: Evindeki koltuğa en çok uyacak köpeği (ki bu köpek sahibi için en ufak bir sorun yarattığında kapının önüne koyulacaktır) arayan kaprisli ve aptal insanlar yerine özverili hayvan severler olacaklar…
Bu yeni politika bizi daha da özgürleştirecek ve bu sayede BÜTÜN zaman ve kaynaklarımızı sorumlu insanların kendi başlarına halledebilecekleri konular yerine eğitime ayırabileceğiz. Toplumun “hayvan sever” kesimi birçok kademede eğitime muhtaç: Hayvanların davranış ve ihtiyaçları, kısırlaştırma ve diğer ahlaki konular…
Sahip Çıkalım! bu boşluğu doldurarak yoluna devam edecek…
Saygılar.
Viktor Larkhill
v.larkhill@googlemail.com
——

Ears Before...
Dear Friends,
For the last two years Let’s Adopt has worked tirelessly to educate its members about adoption, sterilization and animal issues.
For two years we have been building an unprecedented network of connections, facilitating relationships, both within Turkey and overseas. In the process we have earned credibility and the trust of our members.
However we feel we have failed.
We have failed at instilling the most basic of the messages into people’s heads. Responsibility.
In order to reduce the chances of failure we set up the toughest adoption rules in Turkey. Let’s Adopt wouldnt give you an animal unless you currently had an animal at home, Let’s Adopt would not give any animals in adoption destined to be kept on a garden, or a factory. Those rules have worked very very well for us. True, it has limited the amount of animals we could save, but it ensured a nearly total success rate.

Ears After
The problem came when we made exceptions. The truth is, under our tough retoric we are very soft-hearted people, we made expections to the first rule, we believed the words of “animal lovers” who didnt have an animal right then but who promised us they would never let their animals, and us, down.
In the vast majority of those those adoptions have failed… The economic crisis has made things tougher, and people who promised eternal love for their animals are now dumping their animals back on us at an unprecedented rate.
All of this forces us to take three measures:
1. Let’s Adopt will NEVER make another exception to the One animal rule. No matter how much those people want the animal, no matter how many promises, we wont make exceptions again. Never.

Gulumser before
2. Let’s Adopt stops, as of today, to take up new cases. We will do our best to place the animals we currently have under our care, but no more new cases will be considered.
3. Let’s Adopt will continue rehoming but it will focus all its resources and efforts in strengthening its overseas partner network and rehoming our animals overseas, where our success rate is, simply put, 100%.
As of today we wont be able to answer your request of assistance with new cases to be rehomed locally. If any of you wants to adopt an animal by any means call us and, if we believe you are suitable well find an animal in need for you but after we have placed our last dog we wont be seeking local adoptions any longer.

Gulumser After
This, does not mean Let’s Adopt will stop rehoming, not at all. We will continue doing so but in an even more selective way. We will be handpicking the most desperate cases, the handicapped animals, the three legged, the blind ones, and will rehome them overseas. We will be doing so regardless the expense in the hope that one day, the “animal lovers” of Turkey will have understood what we are trying to do and will live up to their name becoming just that, selfless animal lovers instead of capricious silly people looking for the cutest dog to match their leather sofa. Dogs that will be dumped the moment they have the slightest personal problem.
This new direction will allow us to be freer and to dedicate ALL our time and resources to education instead of having to deal with issues that responsible people should be able to deal with on their own. The “animal loving” community is in desperate need of education at multiple levels, animal behavior and needs, animal nutrition, even moral issues… Let’s Adopt! will continue providing just that.
Regards
Viktor Larkhill
v.larkhill@googlemail.com

Frankie Larkhill enjoying the garden
Before you start reading let me tell you this post will raise a storm amongst the Turkish animal welfare community. If by the time you have finished reading you relate to it please forward it to all animal lovers you may have on your friendslist.
Why is this post important? Because it marks the beginning of a new system. Because it is the proof that the current adoption systems in Turkish shelters doesn’t work. Its a sham. A number of people in those shelters, far from being animal lovers they have just become glorified hoarders, and people for whom animal protection is nothing but a power game, a game of control over the lives of innocent animals.

Frankie Larkhill at the forest with Elif
When Let’s Adopt was founded two years ago it was our intention to help the different shelters in Istanbul to rehome their animals in desperate need. However, it soon became obvious that this would not be possible. Let’s Adopt introduced a new system, a completely different set of values, a challenge of the status quo, and the old guard, the volonteers that treated those poor animals in shelters like their own “prisoners of war” didn’t like it. Every time we offered our help in rehoming three legged animals, blind animals, dogs and cats in desperate situation our offers of help were refused. Reasons? God only knows… No matter how much we tried to show them our completely transparent system those people wouldnt listen… and at times they even became violent.
We then changed our approach.

Hero, the day we met her
For the last 2 years volunteers of Let’s Adopt have been visiting Istanbul’s shelters and rescuing dogs in desperate condition. You can watch some of them in the following link, there are many many more. Those dogs were inmediately taken to our approved clinics for emergency treatments, in many cases they were in need of surgeries, in the case of broken bones they were sometimes flown to Europe for life saving operations. The vast majority of cases though those dogs were rehomed amongst our closest volonteers, a very special group of people who would do anything to save a life. I wont mention any names, they all know who they are, the list would be too long anyway….

Hero, the day of her rescue
We have rescued scores of dogs from shelters like Uskudar (run by Asude Ustaoglu), Gurpinar (Sema Mandev), and many many others, Izmir, Ankara, Bolu, Adana… special pleasure it gives us every time we rescue a dog from the infamous Haykod shelter in Ankara. Each and everyone of those animals lives a perfect life in a perfect home in Istanbul, surrounded by REAL animal lovers, not just glorified hoarders in search of some sense to their lifes.
We never said anything about those rescues… why? Because we focussed on saving animals and in showing others how to do so.

Hero Today
We would like to give four pieces of advice to the volunteers of those shelters, specially those in charge of adoptions:
1. The single most important factor for the success of an adoption is NOT the proof of address, it is the character of the adoptant. In other words, before you give a dog to anyone make sure that person understands what it is to have a dog. This sounds like simple advice. The vast majority of cases those adoption “officers” are the worst evaluators of character we have ever met.

Zorra, rescued from Uskudar, with Parvo
2. You have a sacred responsibility to improve the health conditions of the animals under your care. Fulfill it. You would be shocked at the amount of animals with Parvo we have rescued from those abject shelters. We managed to save all of them thanks to having at our disposal the most advanced treatments available, and when they were not available we imported them from overseas, regardless of the cost. Countless lives have been saved this way.
3. NEVER give dogs to people who plan to use them as security guards or to hunters. Those animals end up paying your decision with their lives.
Finally…
4. Accept offers of help from organizations such as ours. The unfortunate animals that fell under your care do not belong to you. Your obligation is to protect them. The moment you fail to fulfill that obligation it is your moral responsibility to accept help from others.

Zorra today
Please click on this link and you will have the before and after of a few of the animals we have been refering in this article. Those pictures are proof that the system on those shelters doesnt work and needs serious improvement. Our suggestion to the management of those shelters would be to inmediately reorganize their rehoming procedures and to check on the current state of the animals they gave in adoption. They are up for a surprise, as we are convinced a great number of those animals have been left in other shelters, or worst.
Finally,and very important, Let’s Adopt could not perform its life saving operations without the assistance of our volonteers. To them I must humbly thank for their support whilst encouraging all our other members to get involved in our work not only by asking for help but by offering your help to us.
In the hope that one day, “animal lovers” involved in shelter work start acting as such instead of “jail masters”…
http://www.facebook.com/album.php?aid=31953&id=1314867706&l=7d6819d2cd
Sorry for the long email, please forward this to everybody on your contact list.
Viktor Larkhill
26
Kiki the Cocker
Kiki… Have we lost our humanity? (Part II)
This is Kiki, a beautiful Cocker Spaniel. He is between 5 and 8 years old.
This is his story:
2 years ago someone saw a beautiful cocker wandering around an old
abandoned factory in Izmit. The animal had clearly been abandoned but
nobody did anything. The workers in the nearby factories knew of him,
they sometimes left food for him to eat. Nobody could see him, he
would hide during the day and come out at nights to eat.
Over the next two years Kiki condition deteriorated. Kiki was too weak
and small to fight bigger dogs.
One day someone saw him laying down next to a wall. He had given up.
At first they thought Kiki was dead but that was not the case. Kiki
was inmediately brought to our vet in Istanbul and, during the next
three months he enjoyed the best veterinary care in this country.
Today Kiki is a healthy and happy dog. Gone are the memories of having
to fight for food on the streets. He is extremely loving and playful,
like most cockers, he is wonderful with cats and he is staying with
one beautiful cat in his current foster home.
Where to sign in? Here… :-)
Join our new Facebook Page
Making dreams come true
Let’s Adopt TV
Let`s Adopt Network!
Let’s Adopt! Community Map
Follow us on Twitter
Recent Posts
- Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Let’s Adopt! Testimonials
- Lady, a kitty torn apart in Istanbul
- Open your eyes Dolores!
- Saving Otto: an Amazonian Rescue
- Ajoo, The far edge of pain
- Children of Nashville robbed of their souls
- Tom and Jerry, a story of love and cruelty
- Operation No-Kill Nashville
- The rescue of the Nashville Nine
- Death by the Lake
- Rescuing 15 puppies from HELL
- Saving Benji and the kitties
- Zoe, a Greek Goddess
- Sometimes, the freshly skinned animal blinks..
Recent Comments
- Viktor Larkhill on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Burcu on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Terri Hughes on The Butcher of Hyderabad
- Dawn on The Butcher of Hyderabad
- MARCHAL on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Viktor Larkhill on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Pami on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Viktor Larkhill on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Martina on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Carin Zellerman on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Viktor Larkhill on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- from UK on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Viktor Larkhill on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Ekaterina on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
- Viktor Larkhill on Persian cat brutally injured at Hairdresser salon
Archives
- December 2011 (1)
- November 2011 (5)
- October 2011 (4)
- September 2011 (7)
- August 2011 (7)
- July 2011 (2)
- June 2011 (9)
- May 2011 (8)
- April 2011 (8)
- March 2011 (3)
- February 2011 (6)
- January 2011 (10)
- December 2010 (6)
- November 2010 (3)
- October 2010 (6)
- September 2010 (12)
- August 2010 (15)
- July 2010 (17)
- June 2010 (12)
- May 2010 (23)
- April 2010 (23)
- March 2010 (26)
- February 2010 (31)
- January 2010 (23)
- December 2009 (60)
- November 2009 (44)
- October 2009 (12)
- September 2009 (27)
- August 2009 (20)
- July 2009 (31)
- June 2009 (25)
- April 2009 (6)
- March 2009 (2)
- February 2009 (1)
- December 2008 (1)
- November 2008 (1)
- October 2008 (4)
- August 2008 (5)
- July 2008 (5)
- June 2008 (4)
- May 2008 (21)
Our Trusted Vets
Social Media Advisors
Please share this blog!






























